Reklam
Reklam
Şifanın Peşinde Geçen Tarih
Beyza Şengün

Şifanın Peşinde Geçen Tarih

Bu içerik 290 kez okundu.
Reklam

İnsanlığın varoluşundan bu yana, şifanın peşinde suya götüren yollarla başlayan sağlık turizmi, günümüzde dünyanın bir ucundan tedavi için çeşitli ülkelere seyahat eden ve şifa arayanlarla adından sıkça bahsettirmeye başlamıştır. Şifanın Peşinde orta çağdan süre gelen ve hâlâ şifanın peşinde ilerleyen insanoğlu için uzay çağına dek gidecek olan bu yolculuğu en başından anlatmak yerinde olacaktır.

 

Orta Çağ da Sağlık Turizmi 

 

Eski Yunan ve Roma İmparatorluğu döneminde görülen zevk, eğlence, dinlenme turizminin yerini değişik amaçlarla yapılan seyahatler almaya başlamıştır. Yapılan araştırmaları incelendiğinde, deniz turizminin sağlık turizmi vasıtasıyla tanınıp, maddi durum ve ulaşımın iyileşmesi sonucunda tercih edilen bir turizm şekli olduğu görülmektedir. 

1271-1295 yılları arasında Marco Polo’nun yaptığı seyahatleri bir kitap haline getirmesiyle deniz yoluyla yapılan yolculukların sayısında belirgin bir artış gözlenmiştir. Bunun nedenleri içinde kişilerin yurtdışı seyahatlerine merak salması, duydukları şifa kaynaklarına varmak istemesi, yeni tedavi yolu arayışları ve yeni yerler keşfetme isteği sayılabilmektedir. Bu dönemde yaşayan insanların genelde seyahat motifi olarak din, sağlık ve yeni yerler keşfetme olarak açıklanabilmektedir. (1) 

Roma uygarlığının çöküşünden sonra Asya sağlık turizmi için birinci durak olmaya devam etti. Merkezi ulaşım yollarına yakın olması Asya’nın büyük avantajı olmuştur. Dini açıdan büyük önem arz eden tapınakların yerini, klinik tedaviler uygulayan hastaneler almaya başlamıştır.

Orta çağlarda klinik tedavinin yanında, termal turizm de büyük ilgi görmüştür. Suyun gücü bütün dinlerde kabul edilen bir olgu olması, kişilerin termal su kaynaklarına yönelmesini sağlamıştır. 

Japonya’da “onsen “adı verilen mineral kaynakları, tedavi edici özellikleri sebebiyle bütün ülkede yaygınlaşmıştır. (2)  Savaşçı kavimlerin bunu fark etmesiyle birlikte savaşlardan sonra tedavi, acılarını dindirme ve dinlenme amaçlı bu kaynaklara gitmeye başlamışlardır.

 

İslam dininin ortaya çıkışıyla tarihin parlak dönemlerinden biri başlamıştır. Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinde özellikle İslam dininin ortak zemin oluşturması nedeniyle temizliğe önem verilmiştir. Seyahat edin sıhhat bulun” hadisi özellikle sağlık turizmine vurgu yapan anlayışı ortaya koymaktadır (4). Hastalar şifayı ilk olarak doğada daha sonra kliniklerde aramaya başlamışlardır. Birçok ülkede Müslüman ve yabancı medeniyetlere hizmet veren sağlık merkezleri kurulmaya başlanmıştır. 

Kaplıca tedavisi ilerleyen zamanlarda rağbet görmeye başlamıştır ve zenginler için uğrak tedavi merkezi olmuştur. Bu alanda tercih edilen bölge Nil Nehri’nin suları olmuştur. (3)

Tedavi amaçlı yapılan seyahatlerde, hastaların görmüş olduğu farklı ülkeler, farklı kültürler, farklı doğa yapısı ilerleyen zamanlarda kişilerin ikinci kez tercih etme sebebi olmuştur. Bu da turizm olgusunun iyice ilerlemesine etken olmuştur.

1248 yılında Kahire’de zamanının en gelişmiş ve en büyük hastanesi olan Mansuri Hastanesi kurulmuştur. Hastane 8000 kişiye hizmet verebilecek kapasitesiyle din ve ırk fark etmeksizin bütün dünyaya hizmet vermiştir.(2)

 

 

Rönesans Dönemi Ve Rönesans Sonrası Sağlık Turizmi

 

14. Yüzyıldan 17. Yüzyıla kadar olan Rönesans dönemi  Avrupa ve ingiltere’de  sağlık turizminin geliştiği bir dönemdir.  Sular Kasabası olarak bilinen bir köy, 1326 yılında demir zengini sıcak su kaynaklarının bölgede keşfedilmesinden sonra bütün Avrupa’da ünlü olmuştur ve başka ülkelerden gelen insanların akınına uğramaya başlamıştır. (5) 

16. yy da Kökünü Romanların “salude par aqua” yani sudan gelen sağlık deyişinden alan “SPA” kelimesinin ilk kez bu tarihlerde kullanıldığı da düşünülmektedir ve Rönesans döneminin sonlarına doğru, bütün Avrupa’dan asilzadeler temizlenmek ve tedavi olmak için bu şifalı sulara gitmişlerdir. 

1600’lerde İngiliz ve Hollandalı kolonistler, mineral su kaynaklarının yakınlarında ahşap kabinler inşa etmeye başlamışlardır. Bu kabinlerde tedavi edici kürler uygulanmaya başlanmıştır. Amerika yerlilerinin iyileştirme sanatında çok usta oldukları da bu zamanda keşfedilmiştir. Hollanda’nın bitkisel tıp konusundaki bilgileri Avrupa, Asya veya Afrika’dakilerle kıyaslanabilecek derecede ileride olduğu gözlenmektedir. (5)

18. ve 19. Yüzyılda Avrupalılar ve Amerikalılar dünyanın uzak köşelerine verem gibi hastalıklara çare bulmak amacıyla gitmeye devam etmişlerdir.  Selçuklu hükümdarları gerek gördüklerinde kendi tıbbi bakım ve tedavileri için hekim görevlendirmişlerdir.  Büyük Selçuklular döneminde klasik tıp anlayışı yaygınlaşmıştır. Buralarda cüzzamhaneler ve körhaneler gibi sağlık tesisleri ile kaplıcalar açmışlardır.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise  özellikle toplum sağlığı konusuna çok önem verilmiştir. Osmanlılar, sağlık sahasındaki çalışmalarında hastaneler, tedavi merkezleri, kaplıcalar olduğu görülmektedir. Bunun yanında aynı zamanda, içme suları, besin maddelerinin kontrolü, kanalizasyon ve ölü gömülmesi gibi birçok sağlık konularıyla da ilgilenmişlerdir. Bu konulardan çoğu, Osmanlı imparatorluğunun din anlayışına paralel giden gelişmelerdir. 

Özellikle savaşta büyük başarılar sağlayan padişah ve yakınları ve birçok devlet adamı ve hanımlar bırakmak istedikleri eserlerde sadece camii, medrese yaptırmakla kalmamış ve bunların yanı sıra hastane ve sağlık merkezleri de yapmışlardır. O zamanın şartlarında hastane ve sağlık merkezlerinin yapılması demek, tedavi edeek doktorların olduğunu ve tıp eğitimine verilen önemi de göstermektedir.  Bunun yanında Anadolu da aşıcı kadınların yer yer dolaşarak küçük çocuklara çiçek aşısı yaptıkları, geleneksel olarak devam ettirilen ebelik hizmetlerinin de varlığından söz edilmektedir. (6)  

1997 de A.B.D. ve Avrupa artık ticari ve endüstriyel merkezler olmanın yanısıra, Dünya’nın sağlık bakım merkezleri de olmuşlardı. Ancak sağlık seyahati çok zenginlerin faydalanabileceği bir kavram olarak düşünülüyordu. Zengin ve soyluların tedavi için başka ülkeye gitmesi büyük bir lüks sayılmaktaydı.  1960’larda A.B.D.’de Yeni Çağ akımı başladıktan sonra Hindistan önemli bir durak haline gelmeye başlamıştır. Daha çok alternatif tedavi yöntemleriyle büyük kitlelere duyurulduğu Hindistan, uygun fiyat avantajıyla da cazibe merkezi olmuştur. Amerika ve İngiltere’nin sosyetesini cezbeden  yoga ve ayurvedik tedavilerinin eklenmesiyle sağlık turizminde kendine yeni bir yer bulmuştur. 

1980’lerde ve 1990’larda ise sağlık hizmeti masraflarının artmasıyla ABD’li hastalar Orta Amerika’da diş tedavisi görmek için deniz aşırı ülkeleri tercih etmeye başlamışlardır. Giden hastaların düşüncesine göre, kendi ülkelerinde yapacakları tedavi masrafları, bir başka ülkede tedavi olma, yeni yerler görme ve daha kaliteli hizmet almaktan daha pahalıya gelmekteydi. 

İlk başta ABD’li doktorlar yabancı hastanelerde tedavi görme fikri karşısında dehşete düşmüş olsalar da, Küba göz, kalp ve kozmetik ameliyatları için cazip bir sağlık turizmi mekânı haline gelmiştir.  Uluslararası alanda JCI Akreditasyon Kuruluşu sayıları hızla artan uluslar arası hizmet veren hastanelerde sağlık turizmine teşvik eden etmenlerden olmuştur (3). Bir sağlık kuruluşunun  JCI olabilmesi için ciddi denetimlerden  geçmesi gerekmektedir. Bu da başka bir ülkeden gelecek olan bireylerin kuruma güven duymasını sağlamaktaydı.

İlerleyen zamanlarda sağlık turizmini geliştirmek için ciddi reklam kampanyaları başlatılmıştır. Bu çabalar sonuç vermeye başlamıştır ve en başta Tayland, Batılı ülkelere kıyasla çok düşük olan fiyatlarıyla kısa sürede plastik cerrahi için bir merkez haline gelmiştir.  Tayland, Singapur ve Hindistan gibi sağlık turizmi durakları Uluslararası alanda JCI Akreditasyon Kuruluşu akreditasyonlarıyla meşru hale gelmiştir (7).  

 

Görüldüğü üzere şifanın peşinde geçen tarih her geçen yüzyılda arayışlarını sürdürerek devam etmiştir. Şifalı sular ile çıkılan bu yolda gelişmiş teknoloji, robotik cerrahi gibi çok çeşitli ilerlemeler kaydedilmektedir. İnsanlar şifa ararken gittikleri ülkelerin kültürlerinden etkilenerek iyileşmiş ve kend

 

Beyza ŞENGÜN

 

Kaynakça:

(1) https://istanbulataairport.wordpress.com/2012/03/03/turizm-ve-turizm-cesitlendirmesi/

 (2)http://www.ozelhastaneler.org.tr/images/Documents/sanal%20k%C3%BCt%C3%BCphane/D%C3%9CNYA%E2%80%99%20DA%20VE%20T%C3%9CRK%C4%B0YE%E2%80%99%20DE%20SA%C4%9ELIK%20TUR%C4%B0ZM%C4%B0-2010.pdf

(3) http://saglikuzmani.org/saglik-turizminin-tarihsel-gelisimi-n2180.html

(4) http://www.saturk.gov.tr/images/pdf/tyst/01.pdf

(5) http://www.ozelhastaneler.org.tr/images/Documents/sanal%20k%C3%BCt%C3%BCphane/D%C3%9CNYA%E2%80%99%20DA%20VE%20T%C3%9CRK%C4%B0YE%E2%80%99%20DE%20SA%C4%9ELIK%20TUR%C4%B0ZM%C4%B0-2010.pdf

(6) (Şehsuvaroğlu, B.N., Anadolu Türklerinde Hasta Bakımı ve Hemşirelik Tarihçesine Bir Bakış, s. 241, İst. 1960)

(7) www.health-tourism.com/medical-tourism/history

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Manisada Üzüm erken hasat edildi ! Tescilli erken üzümler.!
Manisada Üzüm erken hasat edildi ! Tescilli erken üzümler.!
Teşvik bilgilendirmeleri tam gaz devam ediyor.!
Teşvik bilgilendirmeleri tam gaz devam ediyor.!